Füzyon mutfağının, “hamurunda füzyon olan” bir ülkenin ufkunda doğmasından daha doğal ne olabilir? Avustralya’da, sokaklardaki etnik ve kültürel gökkuşağı, tropikal iklimden, kara iklimi ve hatta çöl iklimine uzanılan koca bir kıtanın tüm tatlarının birleştiği, barışçı bir harmonide tabağınıza düşer. Belli ki Avustralya’nın “rüyazaman”ı , füzyon tohumunun yeşerdiği beşeri iklim olmaktır gökkuşağının gölgesinde.
Geçen yüzyılın son çeyreğinde, özellikle göçmen nüfuslu “yeni dünya” ülkelerinde ortaya çıkıp, tüm dünyaya yayılan füzyon mutfağı, geleneğin yenilikle buluştuğu melez bir sofrayı öneren çokkültürlü bir mutfak akımı. Bu akımda belli başlı, geleneksel pişirme teknikleri, doğdukları yörede birlikte anıldıkları malzemeler yerine, yemeğin göçtüğü yeni coğrafyanın ve süpermarketlerin elverdiği yeni malzemeler üzerinde uygulanıyor. Normalde yan yana gelmesine alışık olmadığımız lezzetler füzyon tabağında huzur içinde bir araya getirilebiliyor. Örneğin, Hindistan’da tam buğday unu ve suyla yapılan, içine patates ve zencefil, toz kişniş tarzı sıcak baharatlar konmasına alıştığımız parata (sebzeli bazlama), füzyon mutfağında, mısır unu ve suyla tıpkı bir Meksika usulü tortilla gibi yoğrulup, içine kurutulmuş domatesli perto ve kekik, nane gibi aromatik yeşiller konarak, bambaşka bir çehreyle çıkabiliyor bir füzyon menüsünde karşınıza. Bu noktada sorulacak olan şey, içinde hiçbir baharatın bir diğerinin tadını örtbas etmediği, bilakis, varlığıyla yanındakilerin lezzetini öne çıkardığı, yapımında, eski metotların yeni tatlarla harmanlandığı bu “melez aş”ın dozunun nasıl ayarlanacağı, kıvamının nasıl tutturulacağı... “Füzyon mutfağı” kavramının kimi kulaklarda yaptığı olumsuz çağrışım da, işte bu, sınırları damak tadı ile belirlenmiş özgürlük alanının, “damak tadında (yani buna dair oluşan estetikte) sınırın olamayacağı”nı savunan, “bırakınız yapsınlar”cı mutfak rölativistlerince kötüye kullanılması. Öyle ki, “leziz”le “kıvamı tutmamış” arasındaki fark, görececiliğin (rölativizm) kaygan zemininde eriyebiliyor kimi zaman.
Ne olursa olsun, yemek pişirmeyi, bir performans testinden eğlenceli bir oyuna dönüştüren füzyon mutfağının, ortaya ilk Avustralya’da çıkmış olması hiç de tesadüf değil aslında. Nüfusunu, kıtanın asıl yerlileri Aborijinlerle, kıtanın “keşfi”nden sonra buraya göç eden dünyanın farklı etnik ve kültürel özelliklerine sahip insanların oluşturduğu Avustralya’da bu gökkuşağı elbette ki tabağa da yansıyor. Hatta Avustralya’nın en geleneksel tatlısı Lamington’s’un ortaya çıkış öyküsü şöyle: Lord Lamington, tebaasından yoksul bir evi ziyaret etmek üzeredir. Evin hanımı, bu ani ziyarete hazırlıklı olmadığını, evde şöyle çayın yanında ikram edecek bayat bir kekten başka hiçbir şeyin kalmadığını fark edince, mutfağa girip, tereyağı, pudra şekeri ve kakaoyla bir çırpıda bir sos yapar. Keki minik parçalara bölüp, önce bu sosa, sonra hindistancevizine bulayarak Lord Lamington’a ikram eder. Lord, “Bu hayatımda yediğim en nefis tatlı, adı ne bunun?” deyince, evin hanımı, “Sizin onurunuza yaptım, adını da ‘Lord Lamington’un tatlısı’ koydum.” der. Bu hikayeye bakınca, ‘Füzyon, Avustralya’nın hamurunda var.’ demek, yanlış sayılmaz herhalde.
Tüm bunlardan, Avustralya’da yerleşik bir geleneğin olmadığı sonucu çıkmıyor elbette. Aksine, bilinen en eski kültür, 50 bin yıl öncesine uzanan geçmişiyle yerli Aborijin kültürü. “Rüyazaman” adını verdikleri zaman anlayışında, Aborijin inançlarına göre geçmiş, şimdi ve gelecek bir arada yer alıyor, yazılı kültüre geçmemeleri ve gelecek nesillere anıtlar, hanlar, hamamlar bırakmamalarının sebebi, belki de, her anın geleceği zaten içerdiğini düşündükleri için, ötelemedikleri geleceğe, bir tohumdan daha fazla yatırım yapmayı lüzumsuz görmeleridir. Bir tohumun “rüyazaman”ı, yani bize göre geçmişi ise onun, yeşerdiği yerde bulup, yerüstüne çıkardığı, dünyanın yaşatma potansiyeli. Gökkuşağı ise yağmuru toprağa serpen gökkuşağı yılanının ruhu. Halkların kardeşliği, rüyazamanda, gökkuşağının ötesinde olsa bile, füzyon tabağında, rezene tohumundan soya filizine yayılan renklerin kardeşliği gökkuşağını soframıza getirmeye niyetli.
ISPANAKLI SOMON SALATASI
Yapılışı: 500 gr. somon balığı (fileto), 500 gr. ıspanak (iri doğranmış), nane, dereotu, kuru üzüm, 1 avokado, 250 gr. kiraz domates (çeri domates), tuz, karabiber
Sos için: 2 diş dövülmüş sarımsak, 2 yemek kaşığı balzamik sirke, 3 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 yemek kaşığı soya sosu, ince doğranmış biberiye, dereotu ve nane
Yapılışı: Tüm malzemeler karıştırılır. Somon balığı ve ıspanak buharda pişirilir. Ispanak yeşil rengini korumalıdır. Tüm malzemeler doğranarak karıştırılır. Sos ilave edilip, servis edilir.
GEZGİN FÜZYON(Alternatif mısır ekmeği)
Malzemeler: 1 bardak mısır unu, 1 bardak beyaz un, 1 paket kabartma tozu, ½ çk karbonat, tuz, kırmızı biber, kekik, biberiye, keraviye tohumu, varsa zereşk, 1 çırpılmış yumurta, ½ bardak süt, 60 ml. zeytinyağı,
Yapılışı: Kuru malzemeler bir kaba elenir ve baharatlar unun içine eklenir. Yumurta, yağ ve süt eklenip, yumuşak bir kıvama gelene dek karıştırılır. 200 derecede ısıtılmış fırında 25 dk pişirilir. Afiyet olsun
Kaynak : Fulya Özlem fulyaozlem@gmail.com
|