Cemre havaya düştü...biz yollara, yine de,hastalıktan sonraki nekahat döneminde olduğum için çok yorulmamak, dikkatli olmak adına ...fazla açılmadık, uzun zamandır gitmediğimiz için bize gönül koyan yakın mekanların, sokakların , semtlerin gönlünü almaya çalıştık. Moda da gönlü alınması, gerekenlerin başında yer alan bir semtti. Nereden baksan , tüm lise hayatım, ergenlik dönemim burada geçmişti. İlk öpücük ve okul kırma maceraları, gizli gizli ilk sigara içme denemeleri hep arka fonda, Moda ve sokakları kullanılarak gerçekleşmiştir.Neyse ki sigara içme denemeleri sadece “deneme” boyutunda kaldı da çağımızın en büyük sorununa ortak olan insanlardan biri olmadım.
Çok uzun zamandır Avrupa yakasında çalışan, Asya yakasında oturan biri olarak ihmal ettiğim Modaya hafta sonu güzel bir yürüyüş planladık. Bir yandan, gülümseyerek hatırladığım ergenlik anılarımı, sonradan benim sayemde Asya yakasında oturmak zorunda kalan sevgilime, muzip muzip anlatarak onu eğlendirmeye, bir yandan da tüm sonradan edinilmiş alışkanlıklar gibi, beklenmedik değişikliklerin bünyede yarattığı hoşnutsuzluğun etkilerini ondan uzaklaştımak için Modanın tarihini, güzelliklerini dilim döndüğünce ona anlatmaya çalışıyordum. Ehh kolay değil adam bu yaştan sonra benim için Anadolu yakasında oturmaya başlamış. Bu cümlede dikkate alınması gereken kelime “benim için”. Sonra düşündüm. Hiçbiri olmaz ise onu Ali Baba dondurmasıyla mutlaka tavlardım, bu yakayı sevmek için nedenlerden birini ona o, dondurma ile sunardım. O da haklıydı benim kadar heycan duymamakla , o benim baktığım gözlerle bakamıyordu bu semte, benim geçtiğim sokaklardan, gençlik kokularım yayılıyordu, o ise deniz gören, evlerin kiraları hakkında yorum yapıyordu ne olursa olsun; hava güzel, semt güzel, keyfimiz yerinde yürüyoruz sevgilimle...
İlkin kaldırımda oturan, bir çocuk görüyorum kara kuru ufaktan bir çocuk, bir dizini altına almış yerde oturuyor,yere doğru bakıyor...yanında bir adam dikilmiş duruyor, çocuğa bakıyor. Saliseler içinde bu , felaket senaryoları yazmaya bayılan aklımdan ve son zamanlarda tv de sürekli CSİ tadındaki dizileri izleyerek beslediğim ruhumdan onlarca kötü düşünceler geçiyor.
Kim bu adam ? Neden bu çocuğun başında? Kaçıracak mı? Taciz mi? Diye kafamda geçenleri susturmaya çalışırken kendimizi iki adımda çocuğun ve adamın yanında bulduk.
Çocuğun önünde, kırılmış bir ayakkabı boya kutusu vardı. Ama bütün boyalar olması gereken yerde değil. Kaldırımın üzerinde, kırılmış bir şekilde duruyordu. Cam kavonozları parçalanmış. Boyalar kaldırıma sıvanmıştı.
Çocuk yüzümüze bakmıyordu.
Ne olduğunu anlamak için yanında duran adamın yüzüne baktık. Adam hiçbirşey sormamıza fırsat vermeden . Olay yerine ilk gelen dedektif gibi (dedim ya bugunlerde fazla polisiye, csi takılıyorum) bir solukta bize
-Tinerci çocuklar, parasını almak için dövmüşler. Boya kutusunu da kırmışlar dedi.
Çocuk yüzümüze hala bakmıyor.
Ağzında bir şeyler geveliyor. Sesi bile duyulmuyor.
Ahh diyorum içimden yavrucağızın tek sermayesi kırıldı haklı tabi sesi çıkmaz diyorum
-Aaaaa nasıl olur, gittiler mi hala buradalar mı? Falan diye bişiyler geveledik ağzımızın içinde. Adam çocuğun eline bir kaç lira sıkıştırdı.
Çocuk yüzümüze hala bakmıyor.
Ben ise olayın dehşetiyle ne yapacağımı bilemiyorum. Gündüz vakti, İstanbul’un göbeğinde, savunmasız bir çocuk, üstelik bir kaç kuruşa muhtaç olduğu için, çalışan bir çocuk, tek dayanağı olan boya kutusu, kırık bir şekilde bir kaldırımda oturuyor
Çocuk, yüzümüze hala bakmıyor.
Önce sevgilime para ver diyorum. Elini cebine atıyor. Ama ben, malımı bilirim. Garsona bahşiş verir gibi bişiyler yapmasından endişelenip , o parayı cebinden çıkartıp, aklımda ki rakamdan aşağı bir şeyler verip beni hayal kırıklığına uğratmasın diye işi baştan sağlama alıp şu kadar ver diyorum.
Tam o sırada, yanımızdan bir başkası geçiyor. Bizim böyle çocuğun üzerine eğilmiş. Elimizde parayla olan görüntümüze bakıp
-Hanımefendi , bunlar numara, taktik yapıyorlar, çete bunlar , kanmayın bunlara, benden söylemesi diyor.
Biraz oyalanıyor, başımızda dikiliyor sonra bakıyor ki onu takmıyorum, uzaklaşıp gidiyor.
-Yok , yok olur mu canım!!! diyorum, Çocuğun haline bakın diyorum. Diğer adamla, sevgilime
Çocuk hala yüzümüze bakmıyor.
Sevgilimin gözünde bir an şüphe ışıltısı görüyorum ama hemen savuşturuyorum.
Diğer adam da bir kaç ytl bırakıp gidiyor.
-Artık neyse ne, gunahı vebali boyunlarına diyor. Artık kime inanacağımızı, acıyacağımızı bile bilemiyecek durumdayız diyor.
Sevgilimin gözünde yine aynı şüphe ışıltısını görüyorum.
-Yok sen onlara bakma ben biliyorum kimlere inanılması gerektiğini diyorum. Bu dünyada kimseye inanma ama bir çocuklara, bir de hayvanlara inan diyorum.
-Ehh peki
Diyerek. Elindeki parayı çocuğa veriyor. Çocuğun kafasını okşuyor.
-Üzülme delikanlı yenisini alabilirsin. Yok istemezssen bunu tamir edebilirsin diyor.
Çocuk hala yüzümüze bakmıyor.
Ama tüm bu olanlar bana yetmiyor. Çocuğu kucaklayıp eve götürmek istiyorum. İyice bir yıkamak, temizlemek. Yeni giysiler alıp şu ana kadar, hiç yüzümüze bakmayan üzüntüsündne sadece yere bakan çocuğun, yüzümüze, gözlerimin içine bakıp gülümsemesini istiyorum.
Bende ki bu düşünceleri, çocuğa sorduğum
-Buraya yakın mı oturuyorsun?
Sorusundan sezinleyen sevgilim , yavaşça kulağıma eğilip. O, senin yıllar boyunca sokaktan eve taşıdığın kör kediye, topal köpeğe benzemez ailesi var. Diyerek benim yere basmamı sağlıyor.
Çocuk hala yüzümüze bakmıyor.
-Boğazımda ki düğümlenme hala geçmiş değil. Birilerine , birşeylere kızma ihtiyacım var ama bu öfkemi kime yönelteceğimi bilmiyorum? Tinerci çocuklara mı? O zamanda onların hikayelerini düşünmek lazım di mi??? Diye soruyorum.
Okşuyorum kafasını,yanağını sıkıyorum.
-Üzülme ablacım, bir daha gelirlerse avazın çıktığı kadar bağır. Polis çağır diyorum.
Kısacası durumun acısından , geveliyorum.
Bu tür durumlarda hep yaptığım gibi hayatın ne garip olduğunu, şanslı ve şanssız insanları, kader denen şeyi düşünerek yanından ayrılıyoruz.
100 metre ilerlemeden birbirimizin yüzüne bakıyoruz. Kandırılmış olabilir miyiz? Artık duygularımız o kadar kullanılmış, güvenimiz insanlığa karşı o kadar sıfırlanmış ki...bir çocktan bile şüphe duyar haline gelmişiz. Ben yinede ısrarla
- yok artık, bu kadar istismar olmaz. Çocuk yüzümüze bile bakamıyordu diyorum.
Güzel bir yürüyüş ve gün olarak planladığımız bu gezinti eve dönüş yolunda bizim için , insanlığı sorguladığımız , adaletsiz gelir dağılımı üzerien kafa patlattığımız hatta işin ucunu köntsel (köyeden gelip kentli olam durumu) yaşama kadar dayadığımız bir sohbete dönüyor.
Bizim caddenin oraya geldiğimizde birden bire yerde boya lekeri görüyoruz. Bildiğimiz ayakkabı boyası, tıpkı sabah gördüğümüz görüntü gibi yerlere sıvanmış. Üşenmeyip eğilip yerlerde boya küplerinin camlarını araştırıyoruz. Ve evet, cam kırıklarıda görüyoruz.
-Ama ama , o çocuk yüzümüze bile bakamıyordu üzüntüsünden diyorum
Bu sefer boğazımda ki düğüm bambaşka bir anlam kazanıyor. Kandırılmış olmanın , incitilmişliğini yaşıyorum. Bu sefer tüm dünyaya kızıyorum.
Yolumuza devam ediyoruz. En güvendiğim yere, evime bir an önce varmak istiyorum. Yolun kalan kısmında,sevgilimle birbirimizin yüzüne bakamıyoruz. Ama bizimkisi çocuğun, yüzümüze bakmama nedeniyle aynı değil. Biz insanlığın geldiği durumdan utanarak birbirimize bakamıyoruz.
Ferah Kara
ferahkara@hotmail.com
|