Siyahın ve Beyazın Oyunu: Saygılı Yosma
Adı varoluşçulukla birlikte anılan Jean Paul Sartre’in Saygılı Yosma’sı Şehir Tiyatroları’nın yüzünü ağartıyor iki sezondur. Varoluşçuluğun ağababası Sartre, sisteme karşı durmanın imkansızlığını bir tokat gibi vuruyor yüzümüze. “Cehennem başkalarıdır” diyerek bizi ‘bulantı’ya sürükleyen Sartre bu kez de sistemin dişlileri arasında nasıl da unufak olacağımızı korkusuzca anlatıyor bize.
40’lı yıllarda fahişelik yaparak hayatta kalmaya çalışan ancak sistemin bir parçası olmak yerine birey olmaya çalışan fahişe Lizzie trende bir cinayete tanık olur. Beyaz bir adam bir zenciyi öldürmüştür. Ancak siyahların doğuştan suçlu kabul edildikleri bir dünyada katil bir senatörün oğlu olunca kurtulması ve suçsuzluğunu ispatlama şansı yoktur. Sistemin köpek dişleri arasında paramparça olmaya mahkumdur. Tanık Lizzie, hayatını ahlaklı bir işten kazanmasa da erdem sahibi ve doğrudan yana bir kadındır. Ancak sevgiye aç, toplumca itilmişliğinden yorgun ve kafası karışıktır. Senatörün oğlunun kurtarılması için değersiz kara bir et parçasını feda etmek doğrularına ters düşmektedir. Ancak özgürlükler ülkesinin ırkçılığın zehri ile karanlığa gömülmüş oluşu Lizzie’yi de sistemin kurbanı olmaya sürükleyecektir. Paraya, zorlamaya, tehditlere aldırmayan Lizzie, kalbine gömdüğü toplumca kabul görme ve fayda sağlama arzusuna yenik düşecek ve siyaha ölüm fermanına imza atacaktır.
Sartre’ın Saygılı Yosma’sını dilimize Orhan Veli kazandırmış. Son derece çarpıcı ve yalın olan çeviri bügun hala taptaze. Şehir Tiyatroları’nın deneyimli oyuncusu Hüseyin Köroğlu bu kez yönetmen koltuğunda. İnsanı bu kadar düşünmeye ve sorgulamaya iten bir oyunu sahnelemek ve bunu hiçbir şeyi ıskalamadan, özü kaybetmeden yapmak onca zorken Hüseyin Köroğlu harika bir yorumla karşımıza çıkarmış oyunu. Barış Dinçel grotesk ve örümcek ağı gibi örülmüş bir dekor kullanmış. Üzerinde ince ince düşünülmüş ve her noktasına buram buram anlam gizlenmiş dekoru saatlerce izlemek ve içinde kaybolmak mümkün. Dekor ve oyunun yorumu birbirini bütünlerken oyuncular da birer birer üzerlerine düşen görevi yapmışlar. Şehir Tiyatroları’nın yıllanmış oyuncusu Taner Barlas, sistemin en büyük çarklarından birinde, senatör rolünde çok başarılı. Sisteme karşı başarılı olma şansının olmadığını bilmenin güveni ile yumuşacık bir yöntemle, Lizzie’nin insanlığından faydalanarak sonuca ulaşmada Barlas yorumlamasını konuşturmuş. İsteneni elde etmek için birer piyon gibi çalışarak her yöntemi deneyen ufak dişliler ve hiyerarşik yapıda onların üzerinde bulunan geleceğin senatörü Fred’i canlandıran Burak Davutoğlu da rolünü içselleştirerek yorumlamış. Doğrularından ödün vermek istemediğinde fahişeliği yüzüne vurulan ve önünde sonunda sisteme yenik düşmeye mahkum Lizzie’yi yorumlayan Bennu Yıldırımlar karakterin iç dünyasını o kadar iyi resmetmiş ki, Lizzie’yi Yıldırımlar’dan başkasının bedeninde düşünmek imkansızlaşmış.
Sisteme karşı durmanın ve çarklar arasında hayatta kalmanın imkansızlığını gözkamaştırıcı-iç bulandırıcı dekoru, insanı o döneme taşıyan müzikleri, düşündürücü yorumlaması ve olağanüstü oyunculukları ile görme şansınızı kaçırmayın.