22 Mayıs Salı 2012
yaşamın her anında
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Şifremi Unuttum Üye Olun!
Lavabonuzdan gelen kötü kokuyu gidermek için içine bir avuç kaya tuzu atın. Koku yok olacaktır. Kadife kaplı koltukların kadifeleri sirkeli suyla silinirse parlar. Kurumamış kan lekesinin üzerine biraz nişasta serpmek ve nişasta kuruduktan sonra fırçalamanız yeterlidir. Kurumuş lekeler için de bir litre suya katacağınız iki yemek kaşığı amonyak işinizi görecektir. Leke bu karışım ile fazla bastırılmadan silinirse yok olacaktır. Deri kaplı mobilyalar portakal ve ya limon kabuğuyla ovulursa yeni görünüşlü olur. Ütünün sararttığı çamaşırın sararan kısmını nemlendirin. Üstüne mısır nişastası serpin. Sonra, bir bez aracılığıyla, nemli kısmı ütü ile kurutun. Leke yok olur. Kaplardaki kireci temizlemek için kabın içine yumurta kabuklarını bırakıp kaynatın.Veya bir miktar sirke döküp kaynatın. Kireç’in yok olduğunu göreceksiniz. Terleme lekesi beyaz kumaşta ise oksalik asitle silin, durulayın, sonra oksijenli su ile silin. Nazik kumaşta ise hafif amonyaklı veya limonlu su ile silin.Yünlü kumaşta kumaşı birkaç saat sirkeli soğuk suda beklettikten sonra lekeyi temizleyebilirsiniz. İçinde yumurta kaynattığınız su mineral bakımından oldukça zengin olduğu için soğuduktan sonra bitkilerinizi sulayabilirsiniz. İçinde yağ beklemiş şişeleri temizlemek için şişenin içerisine sirke ile parça halinde kaya tuzu atmalı ve iyice sallamalı. Bol su ile çalkaladıktan sonra şişeler ilk hali gibi olur. Meyve suları örtünün üstüne dökülür dökülmez tuz serpin .Yıkadığınız zaman tertemiz olacaktır. Limon kolonyası kullanarak oluşan çay lekesini çıkarabilirsiniz. Halınız yağ lekesi olmuşsa karbonatla bunu temizleyebilirsiniz.Yağın üstüne bol karbonat döküp, biraz ovmak yeter, kuruduktan sonra iyice fırçalayın. Lekenin yok olduğunu göreceksiniz. Donmuş camlarınızı tuza batırılmış nemli bezle silerseniz buzu rahat çözersiniz. Bir bezi gliserine batırarak camları bu bezle silerseniz, gliserin camların terlemesine ve suyun süzülerek yerleri kirletmesine engel olur. Tıkanan lavabolarınızı kaynar sodalı su ile açabilirsiniz. Tıkalı yere döküp bir müddet bekleyin. Eğer yıkanmayacak kumaşınız ruj lekesi olduysa alkolle silerek kolayca çıkarabilirsiniz. Kumaşlardaki tükenmez kalem lekelerini ispirtoyla silerek veya kumaşın o kısmını ispirtoya yatırarak çıkarabilirsiniz. İpekli, yünlü kumaşlarınız baz çözeltilerinden, pamuklu, keten ve kenevir elyaf ise asit çözeltilerinde zarar görmektedir. Paslanmış demir malzemenizin üzerine bir miktar çinko parçası ekledikten sonra az miktarda sülfürik asit koyulmuş su içerisinde bekletirseniz pastan tamamen kurtulabilirsiniz. Muşamba ve marleylerdeki ayakkabı izleri ile diğer lekeleri çıkarmak için tiner kullanılır. Tiner bulunmadığı zamanlarda ise sirke aynı işi yapacak güçtedir. Yağlı boya lekelerinden kurtulmak için lekeyi eter veya asetonlu bezle silmeniz yeterli olacaktır. Giysilerinizde oluşan ter lekelerini amonyak şişesinin ağzına tutarak temizleyebilirisiniz. Kokuyu ise yarım çay kaşığı sirke karıştırılmış suya batırılan süngerle silerek yok edebilirsiniz. Yıkanabilir kumaşlarda kahve lekesini çıkarmanın en kolay yolu saf gliserin ile ovmaktır. Yarım saat bekledikten sonra her zamanki gibi yıkayın. Şarap lekesi taze ise lekeye tuz dökülür .Eğer leke beklemiş ise oksalik asit veya amonyak çözeltisi ila leke yok edilebilir. Eğer lekeleri temizledikten sonra o bölgede renk açılması var ise o bölge seyreltik asetik asit çözeltisine batırılmış sünger ile silinirse rengin eski halini alması sağlanır. Gümüşlerinizi 20 ml su içerisinde 10 g tebeşir tozu ve 10 g amonyak çözündürülerek hazırladığınız karışım ile ovabilirsiniz. Organik leke çıkarıcılar (aseton, alkol, benzin, karbon tetraklorür, kloroform, eter) kullanıldıktan sonra bölge kuru bezle iyice kurutulmalıdır. Elbisenizdeki fondöten lekesini, etere batırılmış bir bezle sildikten sonra sabunlu suyla yıkayın. Leke yok olacaktır. Salça ve keççap lekesini yok etmek için sıcak su ile gliserini eşit miktarlarda karıştırın. Kumaşı bir saat boyunca bu karışımda beklettikten sonra her zaman kullandığınız deterjan ile yıkayın.     

Selçuk (Efes) / Aydın

Yüzyıllar boyunca nice insanın emeği ile yaratılmış, günışığına çıkarılması için de nice emek harcanmış Efes’i gezmek için uzunca bir zaman ayırın. Çünkü görülecek çok şey var...
Yüzyıllar boyunca nice insanın emeği ile yaratılmış, günışığına çıkarılması için de nice emek harcanmış Efes’i gezmek için uzunca bir zaman ayırın. Çünkü görülecek çok şey var...
.

Ulaşım
İzmir 55 km. İzmir-Aydın karayolu üzerinde. Yol iyi, Torbalı’ya kadar gidiş geliş ayrı yol.

Konaklama
Ephesus Inn, Kalehan, Nalıhan, Hitit, Surmeli Efes, Richmond Efes Otelleri ve birçok pansiyon mevcut.

Mutlaka yapın
Trekking, doğa, fotoğraf, kültür, tarih gezileri

Yüzyıllar boyunca nice insanın emeği ile yaratılmış, günışığına çıkarılması için de nice emek harcanmış Efes’i gezmek için uzunca bir zaman ayırın. Çünkü görülecek çok şey var.
Kent tarihöncesinde günümüz Selçuk-Çamlık karayolunun batısında, şimdi karada kalan bir yarımada üstünde kuruluyor. İ.Ö.2. binde kentin surlarla çevrelenmiş biçimde Ayasuluk tepesi üstüne taşındığı yine kazılar yoluyla anlaşılıyor. Hitit çiviyazılı metinlerine göre bu yerleşimin Arzawa krallığının merkezi olan Apasas olması gerekiyor. St. Jean Kilisesi önünde elegeçen Miken mezarı, kentin 2. bin sonunda dış göç aldığının bir göstergesi.
Anadolu’nun yerli halkından oluşan Ephesos, İyon göçleri sırasında Ayasuluğ çevresinde, Artemis tapınağı ile birlikteydi. Günümüzdeki stadium çevresine konan İyon göçmenlerinin önderi Androklos’un kral Kodros soyundan gelmesi İyonlar için tipik bir söylence. Yerli halkla bütünleşen girişken, gemici İyonlar, Artemis tapınağı çevresindeki kenti kısa sürede elegeçirmiş olmalılar. Pers işgalinden sonra büyük İskender’in ardından Lysimakhos, kenti 8 kilometrelik surlarla çevrili yeni yerine, Bülbül Dağı ile Panayır Dağı arasına taşıyor. Günümüzde gezilen şehir İ.Ö. 3. yüzyıl ile İ.S.6. yüzyıl arasındaki tüm evreleri içerir. Hıristiyanlık tarihinde İncil yazarı Havari Yuhanna’nın kente Meryem’le gelmesi ve Küçük Asya eyaletinin belli başlı kentlerine seslenen betikler göndermesi, Aziz Paulos’un ziyareti nedeniyle "Tanrının ikinci eyaleti"nin en önemli kenti sayılmış. 6. Yüzyılda Ayasuluk tepesine yapılan Havari Yuhanna Kilisesi yüzünden kentleşme buraya yönlenmiş, limanın çamurla dolmasının ardından kentin ticaret yaşamı ise Neapolis adıyla kurulan Kuşadası’na kaymış. Aydınoğulları Ayasuluk’u 1304 yılında elegeçirdiler..
1426 yılından itibaren de Osmanlı topraklarına katıldı.İşte böylesine uzun, görkemli ve aynı zamanda çileli bir tarihin izlerini görecek; yani binlerce yıllık bir maceraya tanıklık edeceksiniz. Şimdi buyurun tarih içinde bir yolculuğa! Önce Türkiye’nin en zengin müzelerinden biri olan Efes Müzesi’ni ziyaret edelim ve ardından gezimize şimdiki Selçuk kent merkezi içindeki kalıntılardan, Ayasuluk’tan başlayalım.

ARKEOLOJİ MÜZESİ
Selçuk’taki Arkeoloji Müzesi Türkiye’nin en önemli ve en çok ziyaret edilen müzelerinden birisidir. Ayasuluk ve Efes’ten buluntuların sergilendiği müzede antik kenti gezerken yerinde göremediğiniz bir çok eseri göreceksiniz. Antik kentle ilgil imajın zenginleşmesi için mutlaka zaman ayırmalısınız.

AYASULUK TEPESİ
Selçuk kent merkezine yürünerek çıkılacak uzaklıktaki Ayasuluğ Tepesi´nde Selçuk Kalesi yer alıyor. Hristiyan efsanesi havarilerden Aziz John’un ( St. Jean, Aziz Yahya ) bu tepenin eteklerinde yaşadığını ve İsa’dan 50 yıl sonra da burada öldüğünü söylüyor. Mezarının bulunduğu yere IV. yy’da bir kilise yapıldı. Bugün kalıntılarını gördüğümüz katedral ise 6. yüzyılda imparator Justinianus zamanında yapıldı. Katedral Ege’deki en önemli Hristiyanlık anıtı sayılıyor. 6 Kubbeli, 130 m. Uzunluğundaki haç planlı anıtsal yapının taşlarının ve mermerlerinin bir kısmı yıkılan Artemis Tapınağı´ndan alınmış.Kapı girişini süsleyen Truva kahramanı Achille´nin ( Aşil ) kabartması buradan çalındı. Şimdi Londra´daki Wobburn Abbey Kilisesi´nde. Mezar odasındaki Aziz Yahya´nın mermer mezarı da hıristiyanlarca kutsal sayılıyor. Mezardan çıkan tozun hastalıklara iyi geldiğine inanılıyor. İnananlar mezarın üzerindeki toprağın nefes alır gibi kalkıp indiğini gördüklerini söylüyorlar. Kilise avlusundaki terastan Selçuk´u, Artemis Tapınağı´nı ve Ege dinizi´ni birlikte kapsayan panoramik bir manzara seyredebilirsiniz. Çok etkileyicidir.Tepeyi çeviren surlar Erken Hristiyanlık Dönemi’nde stadionun taşları ile yapıldı. Tepenin altındaki İsa Bey Camisi (1375) Selçuklu taş işçiliğinin güzel bir örneğidir. Selçuklu döneminden kalan türbeyi de kent içinde göreceksiniz. Kent içinde kalan su kemerleri ise Bizans eseri.

ARTEMISION
Kuşadası yolunda Artemision levhasından dönerek dünyanın yedi harikasından biri sayılan Ephesos Artemis Tapınağı’nın bulunduğu yere ulaşılır. İonlar geldiklerinde yerli halkın Ana Tanrıça Kybele’ye tapındıkları bu kutsal alanda ilk sunağı MÖ. 700 yılında yaptılar. Sonra kent büyüyüp zenginleşince çok büyük bir tapınak yapmaya giriştiler. Bu muhteşem tapınaktan günümüze sadece tek bir sütun kalabildi. Tapınak 55 x 115 m. boyutlarında, 127 sütunlu İon tarzında yapıldı. Burada "yapıldı" diye bir kelimede özetlediğimiz tapınağı yapılması ise bu kadar kısa sürmedi. Tam 120 yılda bitirildi. (MÖ. 150) Görkemli tapınağın ömrü 200 yıl sonra bir akıl hastası tarafından yakılarak sona erdirildi. Eski kent alüvyonların altındadır, toprağın üzerinde kalan tek şey de Artemision’un sütunudur.
Büyük İskender Ephesos’a geldiğinde tapınağı yeniden yapmak istedi, ama kentin onuruna düşkün halkı bu lütfu kabul etmedi ve kendileri yapıma başladı. Eski plana uygun olarak yapılan yeni tapınak 13 basamaklı bir podyum üzerinde 2.68 m. yüksekliğindeydi. Hellenistik Dönem’de yapılan bu tapınak da dünyanın yedi harikası arasında yerini aldı. MS. 263’te Gotlar tarafından yıkıldı. Burada altın ve fildişi eserler bulunmuş ve sunak ortaya çıkarılmıştır.

YEDİ UYUYANLAR
Meryem Ana’ya giderken Panayır Dağı eteğinde, Hristiyan olan yedi gencin baskılar karşısında saklandıkları ve 200 sene uyuduktan sonra uyandıkları mağara görülebilir. Gençler normal ölümle dünyadan ayrıldıklarında da buraya gömülmüşler. Yedi Uyuyanlar Anadolu’da yaygın bir efsanedir. Hem Müslüman hem de Hristiyan kültürlerinde yaşar. Gezi’de diğer bölgelerde de Yedi Uyuyanlar’a rastlayacaksınız, değişik dini inançlara göre biraz farklılaşmış aynı öyküyü bulacaksınız.

MERYEM ANA EVİ
Efes antik kentin üst kapısının yanından geçilerek çıkılan Meryem Ana ören yerinde, Küçük bir Bizans Kilisesi bulunmaktadır. Burada İsa Peygamber’in annesi Meryem’in yaşadığına ve öldüğüne inanılır. Hristiyanlar yanında Müslümanlarca da kutsal sayılır ve ziyaret edilir, hastalara şifa aranır, adaklar adanır. Kilise’nin Meryem Ana adını alması 431 yılında Efes’te toplanan Ekümenik Meclis’in "Meryem’in İsa’yı Tanrı’nın oğlu olarak doğurduğuna" karar vermesi ile de bağlı olabilir. Evin bulunuşu da ilginçtir. 1800´lü yılların başında Catherine Emmerich adında ermiş bir Alman kadın ömründe doğduğu yöreden hiç ayrılmadığı halde Meryemana´nın evinin yerini tarif eder. 1891´de Henry Jung yönetiminde bir heyet Ermiş Catherine´in tarif ettiği evi aramak üzere Selçuk´a gelir.Bülbül Dağı´nda buldukları yıkık manastır ermiş kadının tarifine tıpatıp uymaktadır. O güne kadar Kudüs´te olduğu varsayılan Meryamana´nın mezarının bu yeni yeri Papalık tarafından da onaylanır. Katolikler´in bu inancına karşın Ortodokslar Meryemana´nın Kudüs´te öldüğüne inanıyorlar.
Aladağ üzerindeki bu küçük kilise (şapel) Hristiyan dünyasınca kutsal sayılan başlıca ziyaret yerlerinden biridir. Burayı ziyaret eden Hristiyanlar "Hacı" olurlar.
Katolik Papa VI. Paul ve Papa Jean Paul’un ayrı zamanlardaki ziyaretleri ile ünü daha da artmıştır. Her yıl 15 Ağustos’da düzenlenen Meryem Ana ayininin geleneği 1800’lü yılların başına kadar uzanmaktadır. Ayrıca her gün 07.30 ve pazar günleri de 10.30’da ayin düzenlenmektedir. Meryemana Evi Selçuk-Aydın karayolundan 7 km´lik bir asfalt yolla, Efes´in Magnesia Kapısı´nın önünden geçerek ulaşılıyor. Yol üzerinde bir çok dilde yazılmış açıklayıcı panolar var. Bugün gördüğümüz küçük kilisenin ( Şapel ) yeniden inşa edilmiş halidir.atak odasının duvarlarında Kuran´da geçen meryem ve İsa ile ilgili yedi sureden ayetler çeşitli dillerde yazılmış olarak görülüyor.Odanın pembe mermerlerinin altından geçen kaynak suyu şifalı sayılıyor. Yapının önündeki düzlüğün hemen altındaki terasta bulunan çeşmelerden içilebiliyor. Çeşmelerin önündeki ağaç da dilek ağacı sayılıyor. Ama bu ağaca çaput bağlanmıyor. Dilekler modern zamana uymuş, sakız yapıştırılıyor.

EPHESOS ANTİK KENTİ
Şimdi antik Ephesos kentini dolaşmaya başlayabiliriz. Ören yerinin iki girişi var, birisi ve asıl kullanılanı na Kuşadası yolundan, diğerine ise Meryem Ana’ya çıkış yolundan gidiliyor.
Magnesia kapısından (üst kapı) girince önünüze Doğu Gymnasion’u çıkıyor. Hamamı, palaestrası (güreş ve beden eğitimi yapılan yer), geniş avlusu ve ders salonları ile bir kompleks oluşturur. Biraz ileride solunuzda yanlışlıkla "Lukas Mezarı" denilen anıt mezar, daha ilerisinde de iki çeşme kalıntısı görülür.

DEVLET AGORASI
Devam edildiğinde 160x56 m. ölçülerindeki Devlet Agorası’na varılıyor. Agora’nın ortasında Mısır Tanrıçası İsis adına yapılmış tapınağın temelleri görülebiliyor. Bazilikanın kuzey yönünde odeion (müzik salonu) bulunuyor. Odeionun sağındaki kalıntılar Varius hamamlarıdır. Odeion’dan batı yönüne ilerlediğimizde üç tarafı sütunlu avlu ile çevrili iki küçük tapınak görülür. Tapınaklar Augustus ve Roma’nın kurucu Tanrıçasına adanmışlardır. Tapınakların batısında kentin devlet işlerinin görüldüğü prytaneionda kutsal ateş yanardı. (Efes müzesi’ndeki iki Artemis heykeli burada bulundu.) Devlet Agorası’nın güneybatı köşesindeki çeşmenin ön yüzünü süsleyen heykellerini çoğunu müzede görebilirsiniz. Yan tarafında 50x100 m. ölçülerindeki sekiz basamaklı tapınak İmparator Damition için yapılmıştı. Tapınağın terasının doğusunda dükkanlar sıralanmaktadır. Buradaki meydan Domition Yolu ile Küretler Caddesi’ne bağlanmaktadır. Yolun üzerinde kemeri görülebilen anıtsal çeşme ile Gaius Memmius anıtı yer almaktadır.

KÜRETLER CADDESİ
Memmius Anıtı’ndan başlayıp Celsus Kütüphanesi’ne doğru eğimli cadde Küretler Caddesi’dir. Herakles Kapısı’ndan aşağıya doğru inildiğinde sağınızda Trajan Çeşmesi görülür (MS. 102-114). Cadde üzerindeki önemli bir yapı da Hadrian Tapınağı’dır. Yazıtından MS. 117-138 yılları arasında yapıldığı anlaşılmaktadır. Tapınak sonradan yıkılmış ve MS. IV. yy’da restore edilmiştir. Portikonun iç duvarında göreceğiniz dört kabartma süs alçıdan yapılmış kopyadır. Asıllarını müzede görebilirsiniz. Tapınağın arkasında göreceğiniz Scholastika Hamamları MS 10 yıllarında yapılmış, IV. yy’da restore edilmiştir.

YAMAÇ EVLERİ
Hadrian Tapınağı karşısında, Küretler Caddesinin Bülbül Dağı yamaçlarında, zenginlere ait yamaç evlerinin restore edilmiş halini ziyaret edebilirsiniz. MS. 1. yy’a ait bu evlerin bazıları dört kata kadar çıkıyordu. Evlerin zeminleri mozaiklerle, duvarları da freskler ve heykellerle süslenmişlerdi. Sadece döneminin değil, bugünün mimari uygulamaları açısından da son derece mükemmel olan evlerde sıcak ve soğuk su kullanılıyor, duvarlardan geçirilen künk borularla bütün evlerin ısıtılması sağlanıyordu. Evlerin zemin katlarında misafirler için büyük bir salon, mutfak, banyo, üst katlarda ise yatak odaları bulunuyordu. Evlerin ortası aydınlık ve ferahlık hissi uyandıran açık mekanlarla değerlendirilmişti.2 adada yapılan kazıların birincisinde ortaya çıkarılan evlerde taşınabilen bütün eşyalarla, mozaik ve freskler sökülerek müzeye taşındı. 2. adada bulunan 6 evin ikisinin koruma çatısı tamamlandı ve ziyarete açıldı. 1. adadakilerden farklı olarak bu iki evde mozaik, fresk ve eşyalar yerlerinde bırakıldı. Böylelikle evlerin mimari etkileyiciliği kadar, dekorasyon açısından mükemmelliği de gözler önüne serilmiş oldu. Bu iki eve, Skolastika Hamamı’nın karşısındaki merdivenli sokaktan ulaşılabilir. Evlerin alt tarafında anıt mezar ve Bizans Çeşmesi kalıntıları bulunmaktadır. Küretler Caddesi ile bugün de güzelliğini görebildiğimiz mermer caddenin kesiştiği yerde MS. 1.yy’da yapılıp, V. yy’da restore edilmiş olan "Aşk Evi" kompleksi yer alıyor. Mermer caddenin başında, Küretler Caddesi ile kesiştiği yerde restore edilerek ayağa kaldırılmış bulunan, antik kentin en güzel yapısı denilebilecek iki katlı Celsus Kitaplığı yer alıyor. MS. 110 yılında yapılan kütüphanenin döneminin en zengin kitaplıklarından biri olduğu biliniyor. Hellenistik dönemde yapılmış Ticaret Agorası 110x110 m. boyutlarındadır. Kuzey yönü dışında üç yanı dükkanlarla çevrilmiştir. Neron döneminde genişletilmiştir. Ticaret Agorası’nın arka tarafında Serapis Tapınağı bulunmaktadır (MS. 138-192). Bizans Çağı’nda kiliseye çevrilmiştir.

TİYATRO
Panayır Dağı’nı dayanmış 24.000 kişilik tiyatro Hellenistik Dönem’de yapılmaya başlanmış, İmparator Claudius zamanında (MS. 41-45) genişletilmiş ve Traian (MS. 98-117) döneminde tamamlanmıştır. Bugünkü gözkamaştırıcılığı tiyatronun yapıldığı dönemdeki ihtişamını ortaya koyuyor.


ARCADIANE CADDESİ
Tiyatronun önünden başlayarak limana (Efes eskiden liman kentiydi.) kadar uzanan cadde 11 m. genişliğinde ve 600 metre uzunluğundadır. Aslında Hellenistik Dönem’de yapılmış fakat Arcadius döneminde yenilenerek onun ismiyle anılmıştır. Caddenin iki tarafında mozaik döşeli yaya yolu vardı. Sütunlar arasında da dükkanlar yer alıyordu. Ortasında dört sütunlu bir anıt yükseliyordu. Cadde liman kapısı ile sona eriyordu. Caddenin kuzeyinde spor tesisleri yer alıyor. Tiyatro tarafında kısmen ortaya çıkarılmış olan Tiyatro Gymnasionu, sağında boydan boya Liman Gymnasionu ve hamamlar uzanmaktadır. Gymnasionun arkasında IV. yy’da yapılmış Meryem Ana Kilisesi bulunur. Kilise ayrı zamanlarda yapılan üç kilisenin eklenmesiyle oluşmuştur. Bazilikanın doğusuna din adamlarının konutları yapılmıştı. Atriumun kuzeyindeki baptisterium (vaftiz yeri) iyi durumda görülebilmektedir. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğuna resmen karar veren Ekumenik Meclis 431 yılında bu kilisede toplanmıştı. Kuşadası yolu tarafındaki kalıntılar Sarhoşlar Hamamı’na aittir. Biraz daha ileride Neron döneminde yapılan ve günümüze doğu kapısı ulaşabilen stadion bulunur. Sonraki yapı Vedius Gymnasionu MS. 150 yılında zengin Vedius Antonius tarafından yaptırılmıştır. Gymnasion ve hamamı Efes’in en iyi korunmuş yapılarından biridir.

EFES’İN KURULUŞ ÖYKÜSÜ
Efes’in kuruluşunun öyküsünü tarihin ilk büyük coğrafyacısı Strabon’dan öğrenelim: Efsanevi kral Kodros’un oğlu Androklos ve arkadaşları Anadolu topraklarında kent kuracak uygun yer aramaktadırlar. Bunun için Apollon kâhinine başvurdular. Kâhin onlara kentin yerini bir balık ve domuzun gösereceğini söyledi. Androklos ve arkadaşları o yöne bu yöne at koşturuyorlar, yeri arıyorlardı. Bir gün balık avladılar ve pişirmek için ateş yaktılardı ki, balığın biri sıçrayıp çalılıkların arasına düştü. Ateşten ve balıktan ürken bir domuz fırlayıp koşmaya başladı. Androklos atına atlayıp domuzun peşine düştü. Pion (Panayır) Dağı’nın eteğinde vurup domuzu düşürdü. Ve o an kâhinin söyledikleri aklına düştü. İşte kehanet gerçekleşmiş balık ve domuz kentin kurulacağı yeri göstermişlerdi. Kral Kodros buyurdu ve kent oraya kuruldu.
Kaynak: www.kulturizm.com


YORUM YAZ


Aile Hekiminizi Bulun!

Siz de ailemize katılın!

Boy kilo çizelgesi

Bebek isimleri sözlüğü

Hafta Hafta gebelik




Aile Olmak Bebek-Çocuk Eğitim Ev-Dekorasyon Sağlık Sigorta Tatil Yaşam Yatırım-Finans Yeme-İçme
Lokal
 Sehir Seçin
 Adana
 Afyonkarahisar
 Aksaray
 Ankara
 Antalya
 Aydin
 Balikesir
 Bolu
 Bursa
 Çanakkale
 Çorum
 Denizli
 Diyarbakir
 Edirne
 Elazig
 Erzurum
 Eskisehir
 Gaziantep
 Hatay
 Istanbul
 Izmir
 Kahramanmaras
 Kayseri
 Kocaeli
 Konya
 Kütahya
 Malatya
 Manisa
 Mersin
 Mugla
 Nevsehir
 Osmaniye
 Sakarya
 Samsun
 Sivas
 Tekirdag
 Trabzon
 Usak
 Zonguldak